30 Aralık 2010 Perşembe

KAÇANLAR VE KOŞANLARA TAVSİYELER

Hayat kaçmak üzerine, bir yandan da koşmak üzerine kurulmuş olsa gerek. Çoğumuz birşeylerden kaçarız, bazı şeylerin peşinden koşarız. Kaçan ve koşanlara hadi bir şeyler yazalım.

1-) GERÇEKLERDEN KAÇIP, HAYAL PEŞİNDE KOŞANLAR
Aynaya bakmadan her işe atlarsın, kabul et hakiki hıyardansın, hala düşünürsün benden  ne olur,  senden ancak iyi cacık olur.
2-) KÖPEKTEN KAÇIP, DURMAKSIZIN KOŞANLAR
Kardeşim niye kaçarsın ki bu zavallı köpekten,  zaten çok  var olursun bir parça etten,  yok ancak  ben hala kaçayım dersen, tabana kuvvet fırla hemen.

25 Aralık 2010 Cumartesi

YILIN EN İYİ REKLAMI, TÜRKCELİN GÜCÜ

Türkcellinin gücü,Türkcelin çekim gücü

Gerçekten bir kaç yılın en iyi reklam adayı olarak bu reklamı önerebilirim. İnanılmaz bir müzik eşliğinde memleketin değişik kentlerinden insanların  rol aldığı videolardan oluşan  çok doğal bir reklam. Bu reklamda işçisi, öğrencisi, ev hanımı, yöre insanı ne ararsınız var. Herkes bir şekilde organize olmuş, bazısı korolarla, bazısı öğrenci arkadaşları ile, bazısı tulum çalmış, bazısı tarlada vs. Yani herkes bu reklamı çok sevmiş , ve kendi çapında bir şey yapabilmenin mutluluğu ile bu reklam için video hazırlamış. Hatta eğlence olsun diye video yollamışlar hele yayınlanınca sanırım havalara uçmuşlar. Zaten reklamın videolarından sonrada şu deniliyor; Müşterilerinin desteke olduğu ve arkasında durduğu sayılı marka diye.

23 Aralık 2010 Perşembe

AFACAN TARIK’IN ÖĞRENCİ GÜNLÜĞÜ

Bu sabah biraz geç kaldım derse, annem uyandıramamış ne ettiyse. Mırın kırın etti Coğrafyacı Hayri, söyledi bak bu son olsun karışmam gayrı. Aman hocam, mevsimsel bahara düzelirim, yoksa  küresel ısınmadan mı söyleyin bilelim, siz yinede  bir kez daha beni idare ediverin. Hayri dedi tamam geç yerine, eyvallah hocam büyüksünüz yine.


18 Aralık 2010 Cumartesi

BİZ KUMAR OYNAMIYORUZ EĞLENCESİNE OYNUYORUZ.

Birkaçkişinin şans veya farklı  yollarla karşısındakinin parasını hak etmeden almak için oynanan oyunlar grubunu Kumar olarak adlandırabiliriz. Genelde kumar denilince gizli buluşulan yerlerde büyük paraların döndüğü poker, zar atma gibi oyunlar akla gelir. Ancak ne yazık ki kumar oyunları çoğu masum düşüncelerle olsa da bir çoğumuzun hayatında yer edinmektedir. Gelin bunlara bir bakalım isterseniz?

-Arkadaşlarla yapılan halı saha maçlarında işin eğlencesini artırmak ve birazda maçı daha iddalı duruma getirmek için nesine oynuyoruz, gazozuna mı, tatlısına mı?

14 Aralık 2010 Salı

BÜYÜKŞEHİRDEKİ FARKLI BAYAN PORTRELERİ

1-) Eşini Abartı Seven Bayanlar
Hayatım seninle vakit geçirmek çok güzel gerçekten, her an birlikte olalım. İstediğin bir şey var mı, çay yapıyım mı veya daha başka bir şey istermisin? Bu gün ne yaptın canım? Sen karar ver hayatım, sen daha iyi bilirsin. Genelde bu tür bir yaklaşımda bulunan,  her zaman eşinin etrafında dönen, bi nevi onun arkadaşı olan, eşinin üstüne fazlası ile titreyen bayan grubudur.
2-) Romantizm Düşkünü Bayanlar
Hayatım ilk görüştüğümüz günü hatırlıyormusun ne konuşmuştuk? Bu haftasonu’ nu başbaşa evde geçirelim mi? Ve ya kafasında bazı şeyleri kurarak; Evlilik yıldönümümüzde acaba bana ne hediye alacak, nerede bir yemek ayarladı, bayadır çiçek almadı ( üç gün önce alınmasına rağmen). Bu sabah canım demeden çıktı. Belki birazdan arıyıp yoksa bir süpriz mi yapacak?

12 Aralık 2010 Pazar

KARADENİZİN HIRÇIN UŞAKLARINA YAKIŞIR ŞAMPİYONLUK.

Fenerbahçeliyim, Karabükspor aşığıyım, ancak her zaman bir Trabzonspor sempatizanıyım. Çünkü enteresan bir bölgenin çok farklı bir yöre takımı Trabzonspor. İnsanları samimi, heyacanlı hatta hiperaktif derecede enerjiye sahip. Tuttukları takımları ile beraber yatıyorlar, beraber kalkıyorlar. Sevinçleri ve üzüntüleri fazlasıyla içten. Hatta bazen futbol herşey oluyor Trabzonda.

9 Aralık 2010 Perşembe

YUMURTA ATTIK DA TAVUKLARA AYIP OLMADI MI?

En seçkin üniversitelerinden bir tanesinin en seçkin öğrencilerinin Türkiye Gündeminde iki gündür meşgul ettiği olay başarı ve bilim değil övünerek savundukları Yumurta atma olayı. Bir milletvekili kişi geliyor konuşma yapacak ve siz Yumurta atacaksınız. Bu kişi herhangi bir konuşmacı veya beğenmediğiniz fikre sahip herhangi biri de olabilir. Yani amaç belli değil, yumurta atınca ne olacak oda belli değil peki niye ?
İhtimaller

8 Aralık 2010 Çarşamba

BAYANLAR ÇALIŞMA ALANLARINDA KULLANILIYORLAR MI?

Sosyal çalışma ve kamu alanlarda binlerce bayan kardeşimiz, aldıkları eğitim ve becerilerini hizmete sunmak, aile bütçelerine destek olabilmek için çalışmaktadırlar. Çalışan  bayanlar , şu an toplumda  kısa yoldan zengin olayım veya nerde beleş oraya yerleş düşüncesinde olan erkeklere kıyasla daha onurlu bir hayat mücadelesi vermektedirler.
Ancak bu duygular içerisinde kendi yaşam mücadelesini verme noktasında olan bayanlar ne yazık ki bazı iş kollarında fizikleri ve kadın olmaları sebebi ile özellikle  tercih edilmektedir.
Örneğin alışveriş merkezlerinde bir ürünü tanıtan ve pazarlamaya çalışan park-time çalışanlarının sizce tesadüf müdür çoğunun bayan olması? Hadi tesadüf inandık diyelim .

3 Aralık 2010 Cuma

HAYATIM YEMEK NASIL OLMUŞ? SORUSUNA ERKEKLER NE CAVAP VERMELİ?

Yeni evli çift, balayından sonra evlerine yerleşirler ve artık gündelik yaşam başlamıştır. Yeni ev hanımı  ilk yemeğini yapmıştır. Ve sofrada karı koca yemek yemeye başlamışlar. Yemek sonunda evin hanımı   kocasının yemeği hakkında görüşünü merak ettiği için, heyacanla o en kritik sorusunu sorar.
Hayatım  yemek nasıl olmuş? Evet bizde beş grup erkeğin bu soruya cevabını ve bu cevap sonrası ilerde yaşanılacak senaryoyou yazdık.

1-) Saf ve Doğrucu Erkek
Kadın; Hayatım yemek nasıl olmuş?
Eline sağlık karıcığım teşekkür ederim, ancak patatesler biraz büyükmü olmuş, belkide o yüzden mi tam pişmemiş. Ama sen elinden geleni yapmışsın canım, yarın dışarda yiyelim istersen.

1 Aralık 2010 Çarşamba

DOLMUŞCU KARDEŞLERİMİZ KIZMASINLAR!!


Mümkün olduğunca yolcu alabilirler, rızık peşindeler YA
Sarı, kırmızı ışık farketmez, kontrollü geçerler YA
Sigara içebilirler onlara serbestir, camları açık YA
Hızlı giderler, radar umurlarında değildir, aceleleri var YA
Kafalarına göre dururlar, beklerler,  yol onların YA
Genelde Arebesk müzik dinlerler, dertlidirler YA
Dolmuşun her tarafı yazılarla doludur, şairdirler YA
Dit ,dit dit ,diiittt, ahenkte  korna çalarlar, müzisyendirler YA
Diğer sürücülere bağırıp ,çağırırlar, hep onlar haklıdır YA
Aynı anda ceple  konuşup, para üstü verebilirler, hünerlidirler YA
Yavaş  oğlum öldürecen bizi diyene, aman abla varsa Kaderde YA
Polisi gördüklerinde kibar olurlar bizahmet çöküverelim YA
Ceza yiyeceklerini anlayınca  valla, billa, yapma abi YA
Çok abartıksa Dolmuşçu kardeşler lütfen kızmayın YA..
Yazan Can İstanbullu

28 Kasım 2010 Pazar

ÇOK GÜZEL HAREKETLER BUNLAR, ÇOK BASİT OLMAYA MI BAŞLADI?

Çok Güzel Hareketler Bunlar ekibinin beş veya altı kişisi dışında diğerlerinde yetenek anlamında sıkıntıları var gibi düşünüyorum. Hal böyle olunca herkez gibi izlenmek isteyen bu ekip,  skeç yazarken çarpıcı ve dikkat çekici olayları biraz daha dozu aşarak edep dışı tarzda işlemeye başladı. Ancak daha da reyting için genelde yaşam ve insan ilişkilerine yönelik skeçlerini daha çok belaltı diye tabir edilen düşünce tarzı fikirlerle destekli şekilde sunmaya başladı. Bazen, Türkiyenin %5 nin bile yaşantısı olamayacak bir ahlak dışı ilişkiler bile sanki Türkiyede yaşanıyormuş gibi ele alınabiliyor ve işin tuhafı da oradaki seyirciler her şeye alkış patlatıyor.
Zaman zaman  bayağı  ve basit espriler bile genelde utanılmadan seyirciler tarafından alkışlanıyor. Bu daha da düşündürücü. Hiç mi eleme kriterimiz yok?

26 Kasım 2010 Cuma

NİYE Mİ ASİL MİLLETİZ?

     

 Allah’dan korkarız  geçmişimizde yoktur hiç bir  namertliğimiz
 Şükürler olsun atalarımızın mirasıdır bize şan, şeref  ve mertliğimiz
 Tarih şahid, zalimin karşısında korkusuzca başkaldırmış asil milletiz
 Hak’kın huzurunda  titrer,  boynumuz kıldan ince  her zaman eğiliriz

 Bakmayın hala soykırımla suçlarlar bizi bazı kahpeler
 Öyle kuduruk ki  saldırganlar, hafif kalır yanında köpekler
 Batılı, Doğulu, Şuralı,Buralı diyerek  fitne, fesat tertipler
 Bilmezlerki  bu toprakta  yatar her memleketten şehidler


25 Kasım 2010 Perşembe

ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN, DARISI ÖĞRENCİLER GÜNÜNE



Sevgililer günü, Anneler günü, Babalar Günü Öğretmenler Günü, Mahalledeki kadınlar  günü.Herkesin günü var öğrencilerin niye bir özel günü yok? Zaten son yılarda artan dershanecilik ve etüd eğitim sistemi sayesinde boş zamanlarını spor, eğlenme, gezme, hobi edinme ve geliştirmeye ayırması gereken öğrenciler iyiden iyiye dersmanyağı oldu.

23 Kasım 2010 Salı

ÖKÜZÜN ÖNDE GİDENİNİ MERAK EDİYORMUSUNUZ? BİZ BULDUK

Son yıllarda hayvancılıkta gerileme, hayvan sayısında azalma olsa da buna zıt olarak etrafımızda öküzlerde artma tespit ettik. Bu kadar çeşit öküzlerin arasında tabiki en iyilerini seçmek bizim boynumuzun borcu oldu.
Çok ince eleyip sık dokuyarak seçtiğimiz ve hiç bir torpilin olmadığı şaibesiz bir ön elemenin sonucunda performanslarına güvendiğimiz The Best Of Öküz adaylarımızı açıklıyoruz.

22 Kasım 2010 Pazartesi

ERKEK ARKADAŞI OLAN LİSEDEKİ KIZLAR LÜTFEN KIZMASIN!!!


SAFRANBOLU FATİH ANADOLU LİSESİNDEN BİR FOTO
ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERİNE TEŞEKKÜR EDİYORUZ
AMAÇ GENÇLİĞİN FOTO'DAKİ GİBİ OLMASI DİLEKLERİMİZLE

Etrafımızda şahit olduğumuz kadarı ile  liselerde ve ortaokullarda okuyan kız kardeşlerimizin bir çoğunun erkek arkadaşı mevcut olup, buradaki erkek arkadaş normal arkadaştan ileri dediğimiz  küçük çapta sevgili tabiri ile de tanımlanabilmektedir.
Anne ve babalar kıymetli kız çocuklarını  itina ile büyütmektedirler. Hatta onların okuması için insan üstü gayret sarfederek maddi ve manevi sıkıntılara katlanmaktadır. Amaç ahlaklı, ailesine ve yakınlarına saygılı, iyi bir eğitim alarak ilerde kendi ayakları üstünde durabilen fertler yetiştirmektir. Genelde kız çocuklarımız da ortaokul dönemine kadar  ailenin istediği gibi iyi bir aile kızı olarak büyümektedir. Peki  orataokul dönemine giriş, bir başka evrim olarak da tabir edebileceğimiz ergenlik çağına girildiğinde bir anda neler oluyor da aileler kızlarını tanınmaz halde buluyorlar.

20 Kasım 2010 Cumartesi

RTÜK'DEN İSTEKLERİMİZ

-Yaprak dökümü'nde Ali Rıza Bey konuşsun artık, içimiz gidiyor  dayanamıyoruz bu haline.

19 Kasım 2010 Cuma

KAYNANA-GELİN MEVZU DERİN BÖLÜM-2

''Kaynana Gelin Mevzu Derin''isimli  yazımın  ilk bölümünü birkaç cümleyle özetlemek istiyorum.

Şirin bir köyde aynı evde yaşayan gelin ve kaynana birbirine düşman olur, gelin kaynana'nın burnundan getirir. Ancak belli bir süre sonra kaynana vefat eder. İlk zamanlar çok üzülmeyen gelin, yavaş yavaş pişman olmaya başlar. Daha sonra oğluna kız istemeye gider ve o an kaynana olacağını düşünerek rahmetli kaynanasını hatırlar ve de kahrolur.
                                      
                      BÖLÜM-2

Gün geldi ve bizim gelin oğlunu evlendirdi. Artık bizim gelin  oldu yeni kaynana. Yeni kaynana kocası vefat ettiği için oğlu ve gelini ile beraber kalmak durumunda idi. Yeni gelinse gerçekten bayağı saftı.

Ancak gel zaman git zaman kolu komşunun çenesi durmuyor yavaş yavaş huzur bozuluyordu. Gelinin arkadaşları devamlı geline, belli bir süre geçtikten sonra kayna'nan gerçek yüzünü gösterir, kocan da karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmez diye söyleniyorlardı

Artık bizim iyi gelin, iyiden iyiye kafası karışmış olup, alsında sevdiği kaynana'sını sözde ailesinin mutluluğu için göndermesi gerektiğine inanır. Sabah akşam düşünür ve komşusundan akıl alır.

15 Kasım 2010 Pazartesi

KİM DEMİŞ SİGARA,ÇAY ve KAHVE ZARARLI DİYE?

Sigaranın Faydaları

Öncelikle sigara tiryakileri herkezden daha sorumluluk sahibidirler. Yanlarında paket ve çakmak eksik olmamaktadır. Ancak herhangi bir şekilde ateşi veya sigarası olmayan bir tiryakinin imdadına  diğer bir tiryaki yetişir. Sigaranın sayesinde toplumsal dayanışma , paylaşma  ve de empati duygularını geliştirirler.

13 Kasım 2010 Cumartesi

ÇOCUKLARDAN BAYRAM MESAJI; BOŞ GEÇMEYELİM LÜTFEN

İnsanlar bayram için günler öncesinden plan yaptılar, biletlerini aldılar, kurbanlıklarını ayarladılar, tatlı bir telaşla bu güne geldiler.Ya çocuklar!

Çocuklar bayrama aylar öncesinden hazırlandılar. Anne babalarına kıyafet aldırdılar, bayrama özel isteklerde bulundular. Hatta günler öncesinden düşlere daldılar, uyumadılar.
Bayramda ne yapacağım, kaç liram olacak, en çok yine babaannem mi para verecek, harçlıklarımla ne alacağım gibi düşüncelere dalıp gittiler.

11 Kasım 2010 Perşembe

ON YAŞINDAKİ ÇOCUK BANA İYİ AKŞAMLAR KOMŞUM DEDİ!

İnsan büyükşehirde yaşıyorsa ve de özellikle on-onbeş katlı binalarda ikamet ediyorsa farkında olmadan bazı paylaşımlardan uzak kalıyor. Neredeyse bir  mahallenin toplandığı bir apartman, çok kalabalık olmasına rağmen insanlar için yalnızlığada dönüşebilmektedir.  Belki farklı illerden, kültürlerden gelen insanların uyum sıkıntısı veya güven kaynaklı  olsada komşuluk ilşkileri bu kadar da zayıf olmamalıdır.

9 Kasım 2010 Salı

NEW YORK'TA BEŞ MİNARE'YE GİTTİM BİTLİS'TE BEŞ MİNARE ÇIKTI

Uzun zamandır sinemaya çok gitmemekle beraber Türk sinamasını az da olsa yakından takip ediyorum. Beni endişelendiren en büyük şey ne yazık ki sinema sever halkımız. Kusura bakmasınlar ama sadece sinemaya sosyal faaliyet veya değişik bir hafta sonu geçirme planı çerçevesinde bakılıyor.
Son zamanlarda çekilen filimler bunlara örnek olarak Recep İvedik, Arog, Gora, Yahşi Batı, Maskeli Beşler, Kutsal Damajana bu filmlerin hepsi de üç , beş milyon tiraja ulaşıyor. Gerçekten Türk Halkı Türk sinemasına aç ve de destek vermek istiyor. Bakıyorsunuz yabancı sinemaya çok rağbet yok.  Recep İvediği ben de izledim, ama bu filmde gülüyorsunuz ama ağlanacak halimize, ne ye mi gülüyoruz? Küfür, bel altı basit basit laflar.....Arog,Gora filmlerinin  reklamlarına bakıyorsunuz, pragmanlardaki bir kaç görüntüye  kanıyorsunuz..New Yorkta Beş Minare de beni hayal kırklığına uğrattı.

7 Kasım 2010 Pazar

MATEMATİK HOCASINI MAT EDEN ÖĞRENCİNİN HİKAYESİ

Matematik hocası yıl sonuna bir kaç hafta kala konuları bitirmişdir ve de öğrencilerin not yükseltebilmesi için ekstradan küçük bir yazılı yapmaya karar vermiştir. Yazılıyı ise biraz daha müfredat dışına çıkarak öğrencilerin soyut olarakda matematiğe bir şeyler katacağını inandığı için farklı bir tarzla yapmaya karar vermiştir.

5 Kasım 2010 Cuma

DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN VUR BELİNE KAZMAYI


İki  arkadaş içti çayı, çay  şekersiz çıkmadı tadı, tadı kalmadı ortamın, ortam olmuş fırıldak dünya, fırıldak dünyanın çivisi çıkmış, çiviye basma olursun hasta, hasta adam içer çorba, çorbacıya vermezsen para, para için tekme yersin kıçına, tekmenin acısı hınçlandırır insanı, hınç almak istersin dışarda, dışarda patlarsın satıcıya, satıcıda tabiyki sana, sana bana derken çıkmış hadise, hadise çıkmış sahneye, ne alaka, dedik kel alaka, ya bu kellerde başka başka,  hele göbeklileri daha revaşta, göbek olmuş bir duba,  bizim Ali  çarpmış dubaya, Ali ne yapsın karısının elinde

4 Kasım 2010 Perşembe

BU ÇAĞA UYGUN KISA BİR DUA EDELİM


Zart zurt  korna çalanlardan, Ambulansla yarışanlardan, Ulu orta burun karıştıranlardan, Üstüne pislik bulaşanlardan, Uyuz gibi kaşınanlardan, Bir tuhaf kokuşanlardan, Habire konuşanlardan, Kaşı gözü bir oynayanlardan, Sözünde durmayıp kıvıranlardan, Fırsatçı kaypak uyanıklardan, Mevki için yalanandan, Kene gibi yapışandan, Menfaat için sırnaşandan, Edepsiz sarışınlardan, Laf atıp sataşanlardan

Koru Yarabbi


2 Kasım 2010 Salı

KAYNANA-GELİN MEVZU DERİN

Küçük bir kasabaya bağlı şirin bir köyde yaşayan ve aynı evde kalan  gelin ve kaynana öyle düşman olmuşlar ki birbirlerine, genelde o zamanlar hayır işleri birilerinin aracılığı ile olurmuş. Bu köydede meraklı Ayşe kadın, gelinle kaynanayı o tanıştırmış bir müddet önce.
Kaynana kendi kendine söylenir. Oh Ayşa, Ah Ayşa inşallah yanarsın ateşte. Hani  dedin ya; bülbülde yoktur dili, bu köyün en güzeli, para hiçtir  yanında o bir inci, işte güçte birinci, Ah Ayşa, vah Ayşa  netcez şimdi.
Kaynana söylenir durur, siniri geçmez tabiiki. Geline de söylenmek lazımdır.

GÜLMEK GÜZELDİR HELE ÇOCUKKEN

Etrafımıza dikkatle baktığımızda özellikle çocukların neşe içinde bir yandan diğer yana durmak bilmeden koştuklarını, birbiri ile oynarken çevrelerinde neler olup  biter  farkına varmadıklarını hepimiz görmekteyiz. Çocukların düşmedikleri, bir yerlerinin rahatsız olmadıkları anlar hariç devamlı gülümsedikleri ve güldüklerini görebilmekteyiz. Gerçekten
çocukluk bir başkadır. Dert, tasa olmadan sorumluluktan uzak  sadece bir topun arkasından koşabilmenin keyifini yaşamaktır çocukluk.
   Bizde çocukken çok güldük.

28 Ekim 2010 Perşembe

BLOĞUNUZUN ÇOK MU OKUNMASINI İSTİYORSUNUZ?

Biz blokçular ne için blok açtık? Çok fazla blogları takip edememekle beraber izlenim sonucunda şunları tespit ettim. Bazıları haberleri aktarıyor,bazıları şiirleri, bazıları kendi yaşam ve etrafını anlatıyor, bazıları siyasi düşüncelerini, bazıları sosyal hobilerini paylaşıyor, bazıları bebeklerinin büyüme sürecini, bazıları yemekleri, bazıları bilimle alakalı gelişmeleri paylaşıyor.bazıları, bazıları., bazıları...

26 Ekim 2010 Salı

GELENEKSEL PİLAV GÜNLERİNDE KURU FASULYE'DE VARMIDIR?

Pilav günlerini hep merak etmişimdir. Genelde ünlü lise ve kolej mezunlarının bir araya geldiği genelde yılda bir defa yapılan bu etkinlikler belli bir süre görüşemeyen kişilerin hasretini ortadan kaldıran sosyal faaliyet olarak bilinir.. Bazı ilçe ve il hemşehri dernekleride son zamanlarda pilav günlerinde buluşmaktadırlar. Amacı eski dostlukları devam ettirmek olan bu organizasyonlara hiç katılmadığım için gerçekten bazı şeyleri merak etmiyor değilim..Gerçekten bu pilav günlerinde

24 Ekim 2010 Pazar

KAPLUMBAĞALAR NEDEN UZUN SÜRE YAŞAR:))??

Geçenlerde televizyonda haberleri izlerken hem faydalı hemde esprili bir haber izledim. Haberin konusu motorsiklet kazaları ve özellikle bu kazalarda motorsiklet sürücülerinin kask ve koruyucu kıyafet takmaması ve bu sebeple ölüm oranlarının ve sakat kalmalarının artması idi. Bu sebeple polisler aydınlatıcı bilgi vermek ve denetim yapmak üzere motorsiklet sürücülerini uyarıp ceza kesiyorlardı. Buraya kadar he şey normal diyeceksiniz ancak polis memurunun kasksız sürücü ile aralarında geçen tatlı sohbet güzel bir enstantene meydana getirdi
---Polis memuru kasksız sürücüye soruyor..

20 Ekim 2010 Çarşamba

BABALAR DİKKAT!!! ÇOCUĞUMUZ BÜYÜYOR

Allah nasip ediyor bir bakmışsınız baba olmuşsunuz. Ufacık , tefecik bir bebek sizin canınız oluvermiş bir anda hayatınız değişivermiş..Genelde çocuğun bez bağlama , kıyafetini değiştirme ,banyo vs anneler ilgilendiği için  bir baba olarak genelde gözlemci ve yardımcı konumunda oluyoruz. Bebek 1 -2 aylık civarında oluyor baba olarak onu taşıma, yıkamada yardımcı, arada pişpişleme, beşiğini

15 Ekim 2010 Cuma

ÇANAKKALE ŞEHİDLİĞİNİ ZİYARET TURİSTİKTEN ÖTE OLMALI!!!!


Bilgisayarımda resim arşivini karıştırırken Çanakkale resimlerimi görünce duygularımı sizinle paylaşmak istedim..

Yıl 2000 ve ben askere gitmek üzereyim.  Askerlik başvurumu yaptım ve sonucu bekliyorum heyacanla.  Neyse sonuç açıklanıyor, ’’er (kısa dönem) ‘’yazısını görüyorum ve yer olarak da  Çanakkale olduğunu öğreniyorum. Er olarak yapıp bir an önce işime dönerim düşüncesiyle sevinmekle birlikte Çanakkalenin uzak oluşuna üzülüyorum. Ancak hiç görmediğim bir il olduğu için de yeni bir yer  göreceğim diye teselli buluyorum.

Gün geliyor birliğime (Çanakkale) teslim oluyorum. Askerliğimin 45 günlük acemilik  süreci başlıyor günler

12 Ekim 2010 Salı

GERÇEK ÜÇ HATIRA

İstanbulda Prof olan hocamız  bir gün Ankaraya geliyor ve Dikmende bir adrese gitmek için dolmuşa biniyor. Dolmuş kalabalık olduğu için ayakta seyahat etmesi gerekiyor. Neyse bu arada bir kaç kişi dolmuşçuya para uzatırken bir keklik alırmısın,iki keklik uzatırmısın gibi terimleri kullanırken hocada bir keklik diye parasını uzatıyor. Neyse artık dolmuş son duraklara doğru ilerken  yolcu sayısı azalıyor ve koltukların çoğu boşalıyor. Bu arada dolmuş şoförü aynaya bakıp, oturabilirsiniz diye hocayı uyarıyor. Hoca yok yok ben Keklik,şoför tekrar beyfendi oturabilirsiniz diye ikaz ediyor.

9 Ekim 2010 Cumartesi

LAFA GELİNCE ERKEK, ONA OSMANLI TOKADI GEREK

Bilmiyorum belki çoğu erkek bu söylediklerime kızabilir, bir çok bayan da sana neki  biz, bu erkeklerden hoşlanıyoruz da diyebilirler. Ancak içimdekileri söylemeden de edemiyorum. 
  
Evlenecek arkadaşlara, nasıl bir bayanla evlenmek istiyorsunuz diye sorduğumuzda ilk şart çalışan bayan olsun diyorlar. Dinimizde ve bizim Türk geleneklerinde evi geçindirme erkeğin sorumluluğundadır. Hatta erkek, anne, baba ve diğer yakınlara kol kanat germek durumundadır. Ancak bu devirde erkekler baştan pes ediyor ve eşlerinin üstüne hayatı ilk dakikadan yıkmak istiyorlar. Hele hele hayat artık müşterek kavramının acizliğinin arkasına sığınma cesaretini gösteriyorlar. Bayanların çalışma isteği, ve ya erkeğin eşine çalışma izni vermesine bir

7 Ekim 2010 Perşembe

KENAN SOFUOĞLULU BİLİNMEYEN KULÜP DİYANETSPOR

Haberi ntvmsnbc.com'dan aldım.Link aşağıda

Bilinmeyen kulüp, Diyanetspor
Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı olan Diyanet Gençlik Spor Kulübü pek bilinmese de Kenan Sofuoğlu, Şeyma Tuncer gibi başarılı sporcuları bünyesinde barındıran bir kulüp.
ntvmsnbc
Güncelleme: 14:37 TSİ 07 Ekim. 2010 Perşembe
İSTANBUL - Dünya Süpersport Şampiyonu Kenan Sofuoğlu, Avrupa Tekvando Şampiyonu

HER BAŞARILI ERKEĞİN ARKASINDA BİR KADIN VARDIR!!!!!

  Kesinlikle doğru ben de bir erkek olarak bu söze  katılıyorum. Türk toplumunda erkeklerin başarılarının sırrı   arkalarında yer alan bayanlarda aranmalıdır.
 1-) Ön koşul erkek daha çok para kazanmalı evi geçindirmelidir. Evin ihtiyaçları çoktur. Hele hele hanımlarının küçük ama azcık ? Pahalı istekleri sebebi ile erkekler biraz daha çok ve azimle çalışmaktadırlar. Bu çalışma onların iş tecrübelerini ve iş alanında başarılarını muhakkak artıracaktır.
2-)Özellikle  küçük illerde ve ya küçük semtlerde aileler hep birlikte ve komşular iç içe yaşamaktadır. Samimi bir komşuluk olmasına rağmen zaman zaman küçük çocuklar yüzünden bile kavgalar çıkar. Hele bu kavgalara evin hanımı ve beyi de dahil olursa  iyice bir cümbüşe dönüşecektir.  Kavgada erkekler asker, kadınlar komutan edasında

6 Ekim 2010 Çarşamba

DEPREMİ ÖNCEDEN TAHMİN EDEBİLECEKMİYİZ?

  Meslektaşım Sayın Ahmet Ercan’ın net adresinden aldığım bir yazı.

DEPREMİ ÖNCEDEN BİLMEDE BÜYÜK UMUT!
Prof. Dr. Övgün Ahmet ERCAN
GNFE-Global Network For Earthquake Forcastings Turkey Director
Ülkeler Deprem Kestirme Ağı Türkiye Başkanı
İTÜ Maden Fakültesi Jeofizik Bölümü
Jeofizik Mühendisleri yıllardır depremlerin önceden bilinmesi(kestirme) üzerine yoğun olarak tüm ülkelerde çalışmaktadır. Sanırım sonuca çok yaklaştık. GNFE olarak son yaptığımız bilimsel araştırmalara göre, depremden 3 ile 5 gün önce depremin patlayacağı ocakta, aşırı bir gerginlik birikmesi sonucu, “gerginlik

5 Ekim 2010 Salı

ESKİ FENERBAHÇE KALECİSİ YAŞARIN SOLUKSUZ OKUYACAĞINIZ HATIRALARI

 KALECİ YAŞARDAN BOMBA HATIRALAR

Milli Takım ve Fenerbahçe'nin unutulmaz kalecisi 'kova' lakaplı Yaşar Duran fıkralara konu olacak anılarını anlattı.

-Hem Fenerbahçe’nin hem de Milli Takımın kaleciliğini yaptınız, çok iyi bir kaleci olmanız gerekmez mi oysa size ‘kova’ lakabı takılmıştı, bu tezatı nasıl açıklıyorsunuz?

“Ben zaten çok iyi bir kaleciydim ama o zamanlar senede bir iki milli maç oynardık, Türkiye ile kimse maç yapmak istemezdi oynadığımız zamanda hep yenilirdik, takım yenilince de suçlu her zaman kaleci olur, Fenerbahçe’ye gelince, benim oynadığım dönemde iki kez lig şampiyonu olduk, Cumhurbaşkanlığı Kupası, Başbakanlık Kupası, Donanma Kupası, Türkiye Kupası, TSYD Kupası ne kadar kupa varsa hepsini aldık. Hani kötü kaleciydim kötü kaleci olsam bu kadar kupayı alan takımın kalesini bana verirler miydi?”

GERÇEK PAYI OLAN FIKRALAR

PROFESÖRÜN ÇILDIRDIĞI AN
Olay bir üniveristede prof ve öğrencisi arasında geçer.Öğrenci yemekhanede boş yer bulamadığı için profesörün yanına oturur .Profesör bu drumu kabullenemez ve öğrenciye
-Öküzlerle kuşlar aynı masada oturamaz der
Öğrenci hiç bozuntuya vermeden
-ozaman ben uçayım diyerek kalkar. Profesör bu durumu içine sindiremeyince öğrencinin sınavdan kalması için elinden geleni yapar fakat öğrenci soruları eksiksiz cevaplandırır. Bunun üzerine profesör öğrenciye sana bi soru soracağım der

1 Ekim 2010 Cuma

FİLİSTİNDE ÇOCUK VE KADIN OLMAK

Oyuncakdan bahsetseniz nedir diye yüzünüze bakar, şeker deseniz nasıl bir şey diye düşünür. Ayak parmaklarının bir kısmının dışarıda olduğu lastik ayakkabı ile, kir pas içinde elinde ufak bir ekmek parçası size öyle içten bakar  ki. Bahsettiğim küçük çocuk Filistinli çocuklardan herhangi bir tanesinden başkası değilki. Binlercesi gibi tarihin bütün yükünü üstünde taşımaktaydı. Bilmediği ve hiç görmediği güzelliklerin farkında olmadığı bir yaşamın sadece küçük bir figüranıydı. Onun için yemek; annesinin yaptığı çorba, fırından alınan bir lokma ekmek, zaman zaman içtiği süt ve de bir kaç meyve. Oyun dediği bir kaç çocuğun kovalamacısı, belki havada uçan helikopter  gürültüsü. Zaten fazla bir şey ne istiyorlardı ne de biliyorlardı. Annesi ve bir kaç kardeşi onun herşeyi idi. Taki zalimlerin attığı bombalara

ALKIŞLAR KARABÜKSPORUMUZA

Karabükspor bu akşam gerçekten tarih yazdı, bunu skor için söylemiyorum. Bu akşam maçı izleme şansım oldu. İnanılmaz bir Karabükspor izledik. Çoğu zaman maçın tek hakimi  olup, Galatasarayın çaresizliğini izledik. Maçın penaltısı, yanlış bir karardı. Ancak Karabükspor takım olduğunu bir kez daha gösterdi. Verilen paslar, ara koşular, sabırla top çevirme girişimleri mükemmeldi. Üst üste hatasız paslar ve önemlisi rakibden ziyade kendi oyununu oynayabilmesi Karabüksporun bu ligde çok güzel işler yapacağını gösterdi. Hele bazı futbolcular pas almadan nereye vereceğini

30 Eylül 2010 Perşembe

HACCI ERTELEYEREK ZAMANLA KUMAR OYNAMAYALIM

Türk halkı çoğu şeye gelenek ve göreneklerini karıştırdığı gibi farz olan Hac görevine de bunları karıştırmaktadır. Bizim toplumuzda ne yazık ki  hac konusu farklı işlenmektedir. Belki niyetler iyi, herkes hacca gitmek istiyor, ancak gidiş tarzındaki bazı gelişmeler insanın kafasını karıştırıyor.

Türk toplumu olarak hacca o kadar değer veriyoruz ki hayatımızdaki bütün işleri yapıp en sonunda hacca gitmeyi istiyoruz. Örneğin tüm çocuklar evlensin, evimizi arabamızı alalım, emekli olalım vs..Sanki bir yıllığına gideceğiz ve bir ev parası vereceğiz. Hangimiz evimiz, arabamız ve yurt dışı için harcadığımız paranın çok az kısmını harcayarak hacca gidemeyiz..Ama kafamızda hac belli yaşta, her işimizi halledelim öyle gideriz fikri olduğu için bu görevi hep sonraya atıyoruz. Sanki yaşama garantimiz var gibi. Böyle düşünerek büyük bir kumar da oynuyoruz..Acaba ömrümüz yeter mi?

29 Eylül 2010 Çarşamba

SİGARA BİZİ BIRAKMADAN BİZ ONU BIRAKALIM

Sigara herkesin  bildiği üzere  sağlığımızı tehdit eden, maddi anlamda bütçemizi zorlayan madde bağımlılığıdır. Her ne kadar uyuşturucuya ve içkiye göre daha hafif görünse de bu hoş olmayan salgın artık Türk toplumunun bir yarası haline gelmiştir.

Ne yazık ki işçisinden  patronuna, öğrencisinden öğretmenine, politikacısından sanatçısına, doktorundan din adamına kadar her meslekten insanın bağımlılığı vardır. Kusura bakmasınlar ama sigara içen insanları anlayamıyorum, böyle basit bir davranışa nasıl mahkum oluyorlar. Allahın bize verdiği vücudu bu şekilde  kötüye kullanmaya kimin hakkı var. Doktor olan insanlar bu illetin zararını herkesden daha fazla biliyorlar peki onlar niye içiyor?

28 Eylül 2010 Salı

TRAFİK KURALLARINA MI UYALIM; KOMEDİSİNİ Mİ OYNAYALIM

Hepimiz ister kendi aracımız, ister taksi, isterse toplu taşım ve de yaya olarak günün belli saatlerinde trafik karmaşası içinde buluruz kendimizi. Bu süreçte trafikte neler neler yaşamak mümkündür hayal bile edemeyiz çoğu zaman belki..

Dolmuş bekleriz, işimiz aceledir, biri geçer, diğeri derken sağolsun lütfeder diğer bir dolmuş şoförü 30 m ilerde durur ani bir frenle. Öyle bir koşarız ki, sanki hayatımızın fırsatını yakalamış gibi, atarız kendimizi dolmuşa tabii ki sıkış sıkışa, biraz homurdanmalar baş göstersede binmişizdir. Aslında sizden bir önce binen de sizin durumunuzdadır.Bindik çok şükür nerdeyse dolmuşçuyu öpesimiz gelir, bizi aldı diye..Zaman ilerler derken trafik kontrolünü gören dolmuşçu, kesin yapılması gereken bir hareket gibi arkadaşlar çökebilirmiyiz diye seslenir. Sanki çalışılmış bir hareket gibi hep birlikte çökeriz, öğretmeni, mühendisi, öğrencisi vs...Taaki şoför; arkadaşlar kalkabiliriz teşekkürler diyene kadar. Bizde iyiliksever ruhumuzla bir daha ki trafik kontrolüne kadar rahatlamış oluruz.. Bu dolmuşta bir turist olsa sizce bize neder? Olayı çözmüşse bence şunu der, suç şebekesi dedikleri olsa olsa bu der.. Çık bakalım çıkabilirsen işin içinden..

26 Eylül 2010 Pazar

AYKUT KOCAMAN FENERİ YAKTI !!!!

Tüm Fenerliler gibi bende Fenerbahçenin şu anki durumuna  çok üzülüyorum. Hele bu sene hem Şampiyonlar liginde, hem de UEFA kupasında ayarımızın çok altındaki takımlara yenilerek kupadan elenmememiz kesinlikle affedilebilir bir şey değil. İnsan kabul edemiyor bir türlü. Hakem hatası şu bu olsa neyse diyeceğiz ancak inanılmaz bir çöküntü ve hüsrana dayalı futbol yüzünden kahroluyoruz. Geçen sene  yalnızca kendini aşma başarısı gösteren Bursasporla başa baş şampiyonluk oynuyorsunuz ve hiç ders almadan bu seneye geliyorsunuz. Avrupa macerasındasınız lige yeni başlıyacaksınız, hala transferlerdeki belirsizlik bu üzücü sonucu getirdi bu camiaya. Fenerbahçe gibi büyük bir kulüp gelen geçenden dayak yiyen şamoroğlan misaline dönüştü ligin başında. Bu sonuçlardan sonra topun ağzındaki tabiyki ilk isim Aykut Kocaman. Bakıldığında evet bütün sorumluluk Aykut Kocamana ait ancak onun dışındaki etkenleri değerlendirirsek daha objektif olabiliriz. Bu değerlendirme ise 4-5 yıl geriye gidilerek yapılmalıdır.

24 Eylül 2010 Cuma

SIFIR ARAÇ ALACAKLAR DİKKAT

Sıfır araç alırken dikkat edilecek hususlar:

İnsanlar niye sıfır araç almak ister, bu bir lüks müdür, gereksiz ve maddi açıdan zarar mıdır?.
Maddi gücünüz yeterli ise , temiz ve sorunsuz bir araya binmek istiyorsanız, kafanızda alacağınız arabadan eminseniz ve de en az 2.5 yıl kullanacaksanız sıfır araç tavsiye edebilirim. İşiniz ve mesleğiniz sanayi ile ilgisiz ve de hatta siz memur, mühendis , doktor kısaca araçtan çok anlamayan bir çalışansanız sıfır araç sizin açınızdan avantajdır. Çünkü Türkiyede 2. El piyasasında güven konusunda bence büyük problemler var. İkinci el araba alıyorsunuz muhtemelen başta kazık yiyorsunuz . Çünkü aracın problemleri, vurukları vs. sonra çıkıyor hele araçtan hiç anlamıyorsanız sanayiden çıkamazsınız . Bu sebeple maddi durum iyi ise sanayi ye vereceğiniz parayı yeni bir araca vererek daha iyi bir alışveriş yaparsınız.

23 Eylül 2010 Perşembe

KARABÜKSPOR

Karabükspor ilçeleri ile beraber yaklaşık 250.000 kişinin yaşadığı Karabük kentinin futbol takımıdır. Bank Asya liginde geçen sene hiç bir şaibeye meyil vermeden  açık ara ligi önde bitiren Karabükspor büyük bir başarı kaydetti. Takım geçen sene her anlamda oturmuş, karşısına gelene 3 atacak düzeye ulaşmış seyirci ve yönetim süper lige çıkmaya inamış bir görüntü sergiledi. İşin güzel tarafı ne hakem, ne başka türlü şeylerden çok takımın oynadığı futbol konuşuldu. Taraflı taraflı herkes bu mütevazi ilin takımını ayakta alkışladı. Çünkü bazı takımlar belediyeleri, diğerleri ise büyük işadamlarını arkasına almış, Karabükspor ise işçi takımı olarak sporda kendine yer bulmuştu.
Lige çıkmayı erken garantiliyen Karabükspor bu zaman avantajını da kullanarak bu sene yerinde, ekonomik çok iyi transferler yaptı. Herkesin kafasındaki soru ise bura Bank Asya ligi değil, bu arenada ne olacaktı?

SAFRANBOLU

 Ankaraya 200 km , İstanbula 380 km mesafe uzaklıktaki SAFRANBOLU bilindiği üzere tarihi evleri, lokumu ve ismini aldığı Safran bitkisi ile meşhur bir kentimizdir.

 Osmanlının bize miras bıraktığı şehirlerden biri olan Safranbolu Türk İslam motiflerini bize sunmakla kalmamış, bu süreçte burada yaşayan gayri müslümlerin anılarını ve birikimlerini de bizimle paylaşmıştır. Safranbolu ; Anadolu insanının tüm hünerlerini ortaya koyduğu, yaşam mücadelesini yansıttığı, kültürlerini nakşettiği, kendi halinde ve hala gizemini koruyan bir şehirdir.

Safranbolunun merkezine ulaştığınızda sizi  onlarca ev ihtişamıyla karşılamaktadır. Sokaklar eski taşlarla süslenmiş, Camiler manevi atmosferin ateşi ile ve aynı zamanda huzur mekanları olarak yerini almıştır. Çok eskilerden kalan bir han olan Cinci Hanı sanki yeni konuklarını beklemektedir. Çarşı merkezdeki arasta dükkanları sizleri uzaklara götürecektir. 

Safranbolu' yu gezmek belki bir gününüzü alacaktır,  ancak ömür boyu hafızanızın  kazınmasına sebep olacaktır..Niye mi?

22 Eylül 2010 Çarşamba

FUTBOL TERÖRÜNDE SUÇLU KİM?

FUTBOL TERÖRÜNDE SUÇLU KİM?
Bu hafta lige damgasına vuran olay Gaziantepspor - Bursaspor  maçının tatil edilmesi;
Başlık olarak bakınca bu olayın sorumlusu  bir kişidir doğrudur da ancak arka planda derine inildiğinde bu sosyal patlamanın bir çok suçlusu görülmektedir. Futbol camiasında kendimce bir kritize yaptım sadece o kişi mi suçlu(yapanı hiç hafife almıyorum yanlış anlaşılmasın). Bu öfke selinde tuzu olanları şöyle bir süzelim isterseniz:

20 Eylül 2010 Pazartesi

HER ŞEY SANAT İÇİN DOĞRU MU?

Türkiyede ki sanatçı, tiyatrocu ve de artistlerimiz zaman zaman ahlaki açıdan hiç uygun olmayacak sahnelerde rol alıyorlar. Bu role de kılıf olarak '' Sanat için her şey yapılır, biz sanatçıyız, her rolü yapmalıyız'' Bu kadar aptalca bir söz herhalde bizim ülkede vardır. Evli bir sanatçı diğer bir sanatçı ile film için, aynı yatakta rahatlıkla bulunabiliyor, dudak dudağa öpüşebiliyor. Hatta bu sınır erkek erkeğe, kadın kadına bile yapılmaya başlanıyor. Çok enteresan bu sınırı kim koyuyor. Yani sanat için daha  neler yapılabilir? Merak etmeyin bizim adımıza düşünen senaristler tabi ki var. Dizinin birinde oğlunun ameliyatı için, bir geceliğine patronu ile yatması gereken bir kadının dramı , diğerinde benle beraber olmazsan eşini öldüreceğiz diye bir kadına yapılan tehdit.. Film konuları çok acayip değil mi? En acayibi ise karar vermesi gereken bayanların durumunu halka mikrofon uzatılarak şeytanca gündeme getirilmesi.. Yoldaki namuslu bayana sorulan bu aşalayıcı soru var ya..Ya siz olsaydınız çocuğunuz için yaparmıydınız. Ya siz olsaydınız eşiniz için yaparmıydınız?  Ekran başındaki milyonlarca kadın bile istemeden acaba ben ne yapardım.. Evet bu toplumun namuslu bayanlarına neler izlettiriyorsunuz.. Bravo...